Kavimler Göçünden Dijital Göçe


Kavimler Göçünden Dijital Göçe

Kavimler Göçü, milattan sonra 375 senesinde, Hunların Karadeniz’in Kuzey bölümünden Avrupa’ya giderken karşılarına çıkan barbar kavimler olan Ostrogot, Vizigot, Süev, Sakson, Angıl, Frank ve Vandal Kavimlerini yerlerinden etmesiyle sonuçlanan bir olaydır. Bu göçlerin sonucunda da: Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye ayrıldı. Batı Roma 476 yılında yıkıldı. Krallıklar etkisini kaybetti, feodal rejim (Dere­beylikler önem kazandı. Kilise ve papalık güçlendi, skolastik düşünce önem Kazandı. Avrupa devletlerinin (İngiltere, Fransa. İspanya) temelleri atıldı. İlkçağ kapandı, Ortaçağ başladı, Avrupa Hun Devleti kuruldu.


Sonrası malum, medeniyetler ve hükümranlıklar, imparatorluklar, dünya savaşları, icatlar, keşifler, devrimler ve nihayet bugün geldiğimiz durum.

Yüzlerce yıl süren, insanoğlunun yeryüzündeki koşturmacasının ardından ortaya çıkan olayların birkaç paragrafta özetlenmesi imkânsız. Meraklıları tarih kaynaklarından daha detaylı bilgiye ulaşabilirler.

İnsanlar, çok farklı nedenlerle göç edebilir. Bireyler, toplumlar yer değiştirir yeni bir hayatın peşinden koşabilir, yeni hayatın kendilerine sunacağı hayallerin peşinden gidebilirler. Gittikleri yere kendilerinden bir şey götürür ve geldikleri yerlerden de bir şeyler alırlar. Kültürlerini, takas ederler.

Bırakalım başkasını biz kendimize bakalım:

6 asır hüküm süren bir imparatorluğun, Viyana kapılarında aldığı mağlubiyet şokunu atlamadan, 18. Yüzyıl, Türk toplumuna bu şok dalgasının ilkini yaşattı. Bozgunun sebeb-i hikmetini tartışırken yüzlerce yıldır yaşanmamış bir psikolojik depresyon içinde buluverdiler kendilerini.

Buharlı makinaların icadı ve siyasi değişimler, depresyonun derinliğini artırdı. Kimileri, bozgunun nedenlerini Batı’nın üstünlüğüne, kimileri Doğu’dan uzaklaşmış olmaya bağlarken, kimileri de ikisini de bir tarafa atıp milli ruhtan uzaklaşmışlığa bağladı.

İnsanlar, artık köklerinden kopmuş zihinler, öykünmüş kişilikler, üstünlüğün göründüğü toprakların çocuklarına benzemek uğruna, rüzgârın estiği yöne doğru yelken açıp, çağın hipnozunda cazibe merkezlerine doğru göç etmeye başladı.

19. Yüzyılda yaşanan ikinci dalga sanayileşmenin getirdiği gelişmeler karşısında yaşandı. Ardı ardına gelen dalgalarla zaten serseme dönmüş zihin bahçelerini tarumar etti.

Yaşanan acıların nedeni olarak özgüven zaafı içinde savrulan zihinler, mekanik icatların ve keşiflerin, zenginliğin, anılarındaki acılarını unutturacağını düşünerek, göç etmeye başladılar.

20. yüzyıla gelindiğinde insanlık, sermayenin bir unsuru olarak yeni göç yollarının gösterdiği göz kamaştıran ışıklı levhaların yönlendirdiği yollara akın etmeye başladı. Daha çok meta üretip, daha çok insanlık tüketmeye doğru

Kavimler göç ederlerken yüzyıllık hayallerin ardından, onlarca yıl, hayatta kalabilmek için koşarken, bunlardan zayıf olanlar yok oldular. Güçlü kültürlerin ağırlığı altında ezilip büküldüler. Biçim değiştirdiler. O kadar ki kendilerine dahi yabancılaştılar.

Ardından 21. Yüzyıl, göçün, teknolojik gelişmeler ve internetin de kazandırdığı ivme ile ışık hızında gerçekleşmeye başladı.

21.yy da yaşanan göç, 1 ve 0’ın ardı ardına diziliminin getirdiği durdurulamaz, engellenemez milyarlarca insanın ardından koştuğu bir, “dijital göçe” dönüştü.

İnsan, sanal gözlerle gördüğü, sanal kulaklarla duyduğu, sanal zevklerle yaşadığı, sanal dünyada gördüğü kahramanlara öykünerek, 1 ve 0’ı elinde tutan güçlerin kurduğu yenidünya için, daha çok hızlanmak, daha hızlı göç edebilmek, daha çok tüketmek ve daha çok savaşmak zorunda kaldı. Öyle bir heyecan ve aşkla göçe dâhil oldu ki, nereye götürüldüğüne bakmaya dahi fırsat bulamadı.

Milattan sonra başlayan kavimler göçünün ardından yaşanan dramları insanoğlu iliklerine kadar hissederken, 21. Yüzyılın Dijital Göçün Dramını, dijital kodlarda, sadece izlemeye başladı.

Artık kavimler göçmüyordu, ruhlar göçüyordu. Artık renkleri piksel çözünürlüğü gerçekliğinde görüyor, savaşları geri tuşuna basılınca yedek canlarla yeniden yeniden oynayacağı bir oyun zannediyordu.

Doğru ya bu oyunda ölüm yoktu, bir tuşla kahramanlar nasıl olsa yeniden diriliyordu. Savaşlar ölüm değil, oyunda bir üst seviyeye çıkmak için aşılması gereken bir algoritmaydı.

Açlığı doyurmak için daha çok yemek fotoğrafları paylaşıyor, çevreyi korumak adına sanal imzaların ardından yüz kırk karakteri geçmeyen sloganlarla, toprağa sanal tohumlar ekip, ekranının yeşil renge bürünmesini bekliyordu.

Sonra bir gün, daha çok 1 ve 0 için kirlettiği dünyanın karanlığında donup kaldı.

Başını kaldırıp baktığında ekranda gördüğü hiçbir şeyi göremedi.

Çünkü artık etrafında, insanlık yoktu.

Sanal dünyanın arkadaşları da kararan ekranda sadece 1 ve 0’ın anlaşılmaz kodlarına dönüşüvermişti.



Kaynak: Kavimler Göçünden Dijital Göçe - Nadir YILDIRIM

Benzer Yazılar

Yorumunuz için teşekkür ederim. Denetlendikten sonra yayınlanacaktır. EmoticonEmoticon