15 Temmuzlar Olmasın (2)

15 Temmuzlar Olmasın (2)

Bugünün problemleri dünün çözümlerinden kaynaklanıyorsa ve biz bugünü yaşamamıza neden olan olaylar zincirini biliyorsak, tarih tekerrür etmeyecektir.
Bir makaleler(!) kitapçığında, kurum kültürü oluşturmakla ilgili çok ilginç ve bir o kadar da saçma bir cümle okumuştum. “Okula gidilir, bakılır. Eğer, kurum kültürü yoksa oluşturulur”(!).
Kültür, bir toplumu tarihten bu yana yaşattığı, yeryüzünde diğer toplumlardan farklı kılan, yaşadığı ve yaşattığı, her şeydir. Dünyaya bakış açısını, insanlara yaklaşımını, ticaretini, eğitimini, ahlaki yapısını, inanç tarzını, inancı algılayış biçimini anlatır.Böyle olduğu için de bir yere gidilip, oraya bakılıp, “hadi değiştirelim madem” denemez. Bir kurumda kültürün, filizlenmesi en az on yıldır. Hele bu bir toplum olunca iş asırlarla ifade edilmek zorundadır.
Türkiye 600 yıl süren hâkim bir kültüre iken Viyana kapılarından aldığı yenilgiden bu yana değişim sürecine girmiş bir toplum. O gündür bu gündür savrulmuş elmasın parçaları gibi yeniden araya gelmek için sağda solda, doğuda batıda, kuzeyde güneyde yeniden bir arada ve yol arayıp duruyor.Dünyanın gidişatına bakıldığında, bu milletin yeniden “Medeniyet” kurma iddiasını gerçekleştirmesinin zorunlu kılıyor. Bu milletin kaderi bu. Ancak, Hz. Mevlana’nın dediği gibi “Kader Gayrete Aşık”.
“Medeniyet” kurmak, kültür oluşturmaktan çok daha öte bir iddia. Üstün kültürler doğurabilecek, ilmî, fikrî, ahlakî, insanî, iktisadî, siyasî alanlarda örnek olunabilecek, sanat ve kültür alanında parmakla gösterilecek ruh haline sahip insan kaynaklarına sahip olma iddiası.
Nitelikli ve donanımlı karakterli her biri “Medeniyet Mefkûresiyle pişmiş, ecdadın her an tattığı “Kızıl Elma” ile hemhal edilmiş, eğitim farkıyla, sayısal farkıyla, azim farkıyla dünyaya fark atan, medeniyet mefkûresine tohum olacak “insan gibi insan”, yetiştirecek sisteme sahip olmak gerekiyor. Çünkü medeniyet tohumlarının çiçek açması, onlarca, yüzlerce yıl sürebilir.
Sağlam işinin ehli bir çiftçi gibi toprağı iyi hazırlamak, ayrık otlarından ayıklamak, sürmek, gübrelemek, sulamak, tohumlara sahip çıkmak, kargalara, çakallara yem etmemek gerekiyor.
15 Temmuz’da ihanette rolü alanlar, bu toprakların dün bakımsız bırakılmasını fırsat bilen zehirli ayrık otlarıdır. Genleri bozulmuş, değiştirilmiş, zehirlenmiş kanserli tohumları, Medeniyet tohumlarını çürüten, parazit, hastalıklı, zayıf çürümüş süprüntülerdir.Anadolu medeniyetlerin vatanı, insanı, burada yetişen nadide bir tohum. Öyleyse, bu topraklara sahip çıkmak sorumluluğu, burayı bize vatan yapan ecdadın torunları olan bizde, sorumluluğun yükü de siyasilerin, yöneticilerin ve eğitimcilerin omuzunda. Siyasilerin, milli ve yerli ruha sadakat yeminiyle yola çıkıp, evrensel ve vizyoner bir bakış açısıyla, iradeli, adaletli, hak ve hukuk konusunda titiz, dürüst, ilkeli duruşlarıyla örnek liderlerle bir arada bulunmaları elzemdir.
Yöneticilerin, işinin ehli ve sevdalısı, vefalısı, sistem kurucu ufuk sahibi, emanete ehli, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturunun farkında, ülkeye adanmış mesai anlayışıyla, profesyonel bir usta ve sanatkâr ruhuyla donatılmış olmaları zorunlu.
Eğitimcilerin elindeki tohumun çiçek açması derdiyle mütefekkir, dünü, bugünü ve yarını bilecek ve öğretecek kadar araştırmacı, bir anne baba özeniyle gençlere yaklaşan, ilim ve irfan aşığı, mesleğinde parmakla gösterilecek azimde, hem kendini hem yavrularını besleyen bir anne kadar müşfik, bir baba kadar merhametli ve dirayetli, ilim beşikten mezara kadardır ilkesiyle hemhal olması şart.
Dünün sistemsiz, koordinasyondan uzak, vesayetin mutlu hayatı için başıboş bırakılmış alanlarının tamamının iyi planlanmış, sistemli, her alanı kurumsal, ileriyi gören projektörlerle desteklenmiş bir şekilde yeniden ele alınması da farz.
Bu şartların ve farz olanların yerine getirilmesi için gereken yol haritasını aramak için çok uzağa gitmemize gerek yok.
Övündüğümüz “ruhla” yeniden bir araya gelerek, yeni teknik, metot, araç gereç, söylem geliştirmemizle, yeni olanla barıştırarak, medeniyetlere ev sahipliği yapan Anadolu insanını kültürel değerlerini, felsefesini, hikmetini anlamaya çalışmamızla mümkün.
Yitiğimiz olan bilim dünyamızın prensiplerinin yeniden ele alınarak, bunları anlayacak ve anlatacak milli karakterli, evrensel söylemlere ve akla sahip bilim adamları, ilim erbabı, sanatçı, zanaatkâr yetiştirmekle mümkün.
Müslüman olduğunu iddia eden her müminin Müslüman olabilmesi için de işinde, ticaretinde, muamelesinde, özünde, sözünde hak ve hukuk prensiplerine riayeti şart.
15 Temmuz bu toplumun manevi şahsiyetinde meydana çatlaklardan zamanla sızan suistimal tohumlarının, ihanet ateşine dönüştüğü gecedir. Bu tohumların sızdığı çatlakların kapatılıp, etkisinden kurtulmaya çalıştığımız bu günlerde eğer hala, atamalarda, sınavlarda, mülakatlarda, ihalelerde, ticarette, her ne sebeple olursa olsun, başkasının hakkını geriye, kendimizi ve yakınımızı öne çıkaracak yollara başvuruyor isek bu çatlak hala kapanmamış demektir.Ülke menfaatini kendi menfaatimizden geride tutuyor, adam kayırmacılıkla iş kotarmaya çalışıyor, teraziyi eğri tutuyor, işimize hile, yalan katıyor, emrolunduğumuz gibi dosdoğru davranmıyorsak çatlaklardan hala sızıntı var demektir.Bütün bu çatlakları büsbütün kapatılmasının mümkün olmadığı gerçeğini de biliyoruz, ancak bugüne kadar yaşanan tarihimizde onlarca, yüzlerce örneğini gördüğümüz bu çukurlara tekrar düşmemek konusunda milletçe, fert fert, kurum kurum bilinçli hareket etmek zorundayız.
Hangi sebeple olursa olsun bu ülkeye yapılacak her taarruzun içeriden ya da dışarıdan gelecek her tür suikastın karşısında birlik ve dirlik içinde karşı koyacağını gösterdik. Hikmetin gereği olsa gerek Allah, 15 Temmuz’da, bir şerden bin hayır yaratmış, kâinat ilahlığı iddiasında bulunan soytarıyı ve kuklalarını alaşağı etmiş, beddualarını yüzlerine paçavra gibi çarpmıştır.
Liderimizin, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ölümüne! Ölümüne!” çağrısıyla din, dil, ırk, siyasi düşünce kaygısına düşmeden, vatanın bağımsızlığı ve millet iradesine karşı yapılmış suikastı durdurmak için sokaklara dökülen milyonlarca Anadolu insanı arasından şehadet mertebesine yükselmiş şehitlerimiz ve gazilik şerefine nail olmuş kahramanlarımız, vatana sadakatin izzet, ihanetin zillet olduğunu göstermiştir.
15 Temmuz gecesi Gazi Meclis bombalar altındayken “Milli Egemenliğin” dimdik ayakta durduğunu göstermek için oraya ulaşabilen Milletvekillerimiz ve danışmanlarıyla birlikteyken, bir kez daha anladım ki,
Bu millet için “Medeniyet Mefkûresi” zorunlu ve bu milletin çocukları hala asil, onurlu ve omurgalı.
Cevabına kafa yorulması gereken asıl soru: İblisin kardeşi “talamut” aklının, kendisine secde edecek “FETANİST” müritleri nereden ve nasıl bulduğu?

Kaynak: 15 Temmuzlar Olmasın (2) - Nadir YILDIRIM

Benzer Yazılar

Yorumunuz için teşekkür ederim. Denetlendikten sonra yayınlanacaktır. EmoticonEmoticon